Neden Unuturuz?

Unutmamızın iki nedeni vardır. Öznel ve nesnel. Eğer bir yazarın, şairin ardında kalanı yoksa kitapları basılmaz, unutu­lur gider. Nesnel bir engeldir bu. Ya da edebiyat tarihçileri bir edebiyat tarihçisi gibi davranmadıklarından okurun gözünde silinip giderler.

Hangi yazarlar için geçerlidir bu? Sözgelimi Rıza Tevfik Bölükbaşinın Serab-ı Ömrüm’ü basılmamıştır, son baskısı 1949′da yapılmıştır. Neyzen Tevfik’in Azab-ı Mukaddes’ı de aynı tür tükenmiş kitaplar arasındadır. Eleştirmenlerin görevi yal­nızca taze kitapları değerlendirip okurlara o konuda öncülük etmek, yardımcı olmak değildir. Edebiyat tarihi içindeki sürek­lilik çizgisini de saptamayı görev bilmelidirler. Bugün okunma­yan dün okunmayan değildi. Dün neden okunuyordu? Edebi­yat tarihinin akışı içindeki işlevini yapmış mıdır? Ne yazık ki bu soruların karşılığını veren antalya escort çok azdır. Eleştiri hâlâ edebiyat tarihine sınır müdahalesi yapıyor, eleştir­menler de bu suça katılıyorlar.

Sevr Antlaşmasını imzalayan Rıza Tevfik unutulmaz da Serab-ı Ömrüm’ün yazarı Rıza Tevfik anımsanmaz. 1949′da son baskısı yapılmış bir kitap yalnız bir şairin ürünleri olarak değil bir siyasal sürgünün ruh durumunu yansıtması açısından da il­gi çekicidir. Kitabın sunusunda Rıza Tevfik, Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’nin kerime-i nebileleri Prenses Şevket Hanımefendi Haz­retlerine teşekkür ediyor. Kitabı, refikası Nazlı’ya adamış.

Cumhuriyet sonrası siyasal sürgünlerinden Rıza Tevfik 1943 yı­lında Haydarpaşa’da Türkiye’ye adımını atıyor. Feylesof Rıza Tevfik adı, bir antalya escort sistemi kurmasından ötürü değil de felse­fe dersleri vermesinden ileri geliyor. Zaten Feylesof Rıza’yım diye bir koşmasında söylediğine göre felsefeciliği kendinden menkul.